içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

BODRUM’UN COĞRAFYASI AĞAÇLAR İÇİN BİR KADER Mİ?

 

 

Oysa her şey masal gibiydi önceleri bu kıyı kasabasında.

Yaşam bir bütündü doğa ve insanın içinde birlikte varolduğu.

Mahallesinde komşularıyla huzur içinde yaşayan insanlar, iyi günde kötü günde hayatlarını hayvanlarıyla, çiçek böceğiyle, ağaçlarıyla paylaşıyordu. Meyvesini de gölgesini de insana karşılıksız sunan ağaçlar en vazgeçilmezleriydi insanların. İki ağaç arasına çamaşırların asıldığı, çocukluk anılarına miras ağaç dallarına salıncakların kurulduğu, yaz gecelerinde yaprak fısıltılarıyla uykuya dalındığı safiyane vakitlerdi.

Bu toprakların kadim ağaçları, zeytin, incir, nar, erik, mandalina, portakal, ayva, harnup gibi mevsimine göre meyveye duranların yanısıra, çınar, meşe palamudu, defne, pinar da heybetli ulu ağaçlardır.  Barışık olduğu toprak ve iklim sayesinde zamana meydan okurlar, sahipleri evlerini terk etse de ağaçlar yalnız bırakmaz geçmişi.

 

Eski ev ile ağaçlar halen geçmişteki ortak yaşamlarını sürdürüyorlar. (Karakaya mahallesi - Buruncuk Mevkii)

 

CEVAT ŞAKİR VE AĞAÇLARI

Herkesin birbirini tanıyacağı kadar az sayıda insanın el değmemiş doğa ile iç içe yaşadığı, bugünün gerçeğine kıyasla neredeyse fantastik  sayılacak bu zaman diliminde, denize, dağa, taşa sevdalı Cevat Şakir’in yolu Bodrum’a düştü. Mavi sürgün, şans, kader, tesadüf her ne ise onun getirdiği bu bakir topraklara geldiği ilk günden itibaren, içindeki sonsuz  yeşil aşkını sunmaya başladı.

Her gittiği yere doğanın güzelliklerini götürmeyi kendine görev edinen Cevat Şakir Bodrum için de:

‘’Bu güzel iklimi daha güzelleştirmek gelecek daha güzel kuşaklara yaraşır bir cennet yaratmak için kendimi paralarcasına çabalıyordum.’’diyordu.

 

Onlarca çiçek, çalı, ağaç çeşitlerini Bodrum’un topraklarıyla buluşturdu. Ağaçlardan okaliptüs, palmiye, bella sombra, grevilla ve nicelerinin binbir zahmetle çoğunu yurtdışından temin ettiği tohumlarına bir bebek hassasiyetiyle bakar, onların fidana dönüşmesini heyecanla izlerdi.

’’20 yıl sonra o pire kadar tohumdan, cinsi Türkiye’ de bulunmayan otuz beş metrelik bir ağaç çı­kardı. Örneğin, yaprak bolluğuyla orman üze­rine orman olan sarı kırmızı çiçekli bir Grevil-lea Robusta. Ağaç kuş cıvıltısıyla yüklenir, ağa­cın tepesi ise, gökyüzünde bir bulutun hayatını yaşardı. Ne severdim onları, bir dalı kırılsa, sanki kolum kırılırdı.’’

 

Cevat Şakir’in 1938 yılında bu meydana diktiği iki okaliptüs ağacından biri. (Bodrum Deniz Müzesi önü)

 

Turunçgil yetiştirmeyi pek de bilmeyen halkı bilgilendirerek ve cesaretlendirerek, Rumların geride bıraktığı az sayıdaki mandalinaların çoğalmasını, limon, portakal ve mandalina çeşitlerinin artmasını, bergamot ve greyfurtun bu topraklarla tanışmasını sağladı.

Bodrum’dan ayrılmasına  yakın haftalarca elinde kalan son tohumları bulduğu her yere gece gündüz ekmeyi ihmal etmedi.

 

Halikarnas Balıkçısı’nın ektiği tohumlarla büyüyen doğaya sahip çıkan çevreci gönüllüler sonraki zamanlarda Balıkçı’nın açtığı yeşil patikadan ilerlediler. Bir avuç gönüllü olarak da olsa Balıkçı’nın tam da istediği gibi maviye yeşili de bulayıp Bodrum’un doğuştan güzelliğine güzellik katmaya çaba gösterdiler, mücadele ettiler. Bugün artan ihtiyaca paralel bu mücadele devam etmektedir.

 

AĞAÇLAR VE TÜM DOĞA İÇİN ZAMAN DARALIYOR

Ağaçların, tek başına özgürce, birlikte kardeşçe yaşadığı zamanlar ise,  Mina Urgan’ın, avlusundan mandalina çiçeği kokusu yerine egzoz kokusu almaya başladığı 80’li yıllara dek sürdü.

 

Medyatik bir turistik ilçe olması için özel çaba gösterilen, popüler kültüre göz kırptırılan,  böylece kapitalizmin pek bir sevdiği hızlı tüketimin çarkına sokulan Bodrum’a, rant canavarı ile beton tanrısı el ele verip, önüne her şeyi katarak gelmişti bir kere. Sunduğu zehirli elma şekerinin tadı da çok güzeldi.

Artık ağaçlar için tedirgin, savunmasız ve isyankar bir döneme girilmişti.

Önce yazlıkçılar çoğaldı sonra oniki aylıkçılar. Nüfus artışına paralel kübik barınaklar arttı.

Bodrum’a dönem dönem gelen her kafilenin bir öncekine göre Bodrum’u olduğu gibi benimseme, çevreye duyarlı olma katsayısı azalma gösteriyordu.

Bahçesini cennete döndürenlerden manzarasını kapattığı için ağaç kesenlere doğru tersine sosyolojik bir değişimin içine girildi. ‘’Yaprakları dökülüyor uğraşamam, çok gölge yapıyor, rüzgarda evimin üzerine yıkılır, sitemizin sahilini genişletmemize engel oluyorlar’’ gibi şımarık bahanelerle ‘’egosal ağaç kesme’’ davranışları sıkça görülür oldu. Ağacı yabancı bir madde olarak görenlerin aslında doğaya yabancı oldukları gün gibi açıktı.

Gerek orman alanları, gerek özelleştirilen hazine arazilerinde inşaat faaliyetine izin veren irade ile, bu izinleri layıkıyla! kullananların doğaya yabancı mikro ölçekteki bu tavırlar arasında hiç bir fark yoktur doğaya karşı vandallığın büyüğü küçüğü olmaz, insanoğlunun kendi çıkarı için doğaya hükmetmesidir söz konusu olan.

 

Muğlanın Bodrum ilçesinde Özelleştirme İdaresi tarafından 242 milyon TL'ye satılan 29 dönüm arazideki yaklaşık bin ağacın gerekli izinler alınmadan kesilmeye başlanması vatandaşları isyan ettirdi. (Sözcü - 12 Mart 2022)

 

Bu sırada yerel halk da bağ bahçe mi yazlık konut sitesi mi tercihi yapma noktasına gelmişti. Bir başka deyişle vicdan-cüzdan muhasebesi zamanıydı. En kolay vazgeçilen mandalina, portakal  bahçeleri oldu. Çünkü onca emeğin karşılığını vermiyorlardı. Rasyonel tarım politikası olan ülkelerde olduğu gibi mesela ürünün işlenip, ihracata yönelik elde edilen yan ürünlerle katma bir değer elde edilmesine ön ayak olabilecek devlet destekleri de yoktu. Herkes başının çaresine bakmalıydı.

Ayrıca yukarıdan aşağıya tüm yönetim kademeleri tarafından , doğayı koruma ve yaşatma önceliğinde olan planlamalar, bu paralelde sürdürülebilir politikalar yapılmış olsaydı kooperatif, site gibi vahşi yapılaşmalara en azından ağaç yoğunluklu meyve bahçeleri gibi alanlarda izin verilmezdi. Tarımsal alan, turunçgil bahçesi ve diğer ağaç çeşitliliğine sahip Ortakent ve Bitez, tekil yapılaşmalar sayesinde şehir içindeki  en değerli ve en geniş yeşil alanlara sahip mahalleler olarak bugüne gelmiştir.

 

Bitez’in uydu görüntüsünden sahip olduğu yeşil alanın kapladığı alan ile beton doku kıyaslandığında bu alanın korunmasının ne kadar elzem olduğu ortaya çıkıyor.

 

Bitez, tarımsal alanların yanısıra  ağaç çeşitliliğine de sahip özel bir yerleşim alanı.

 

KANUNLAR VAR AMA UYGULANMIYOR

Doğaya karşı aklı ve kalbi devre dışı kalan insan davranışlarını ,her seferinde daha büyük daha fazlasını elde etmeye çalışan ama doymayanların büyük çaplı yıkım  getiren inşaat faaliyetlerini denetleme sorumluluğunda olanlar ise, kağıt üstünde her koşulu sağlamanın saftirik huzuruyla, pratikte yaya kaldılar.

Mevcutta yöresel doğa dokusuna, ağaçlara yönelik kanunlar var mıydı ve uygulanıyor muydu?

Örneğin Gümüşlük için hazırlanan İmar Planı notlarında bulunan  ‘’ Frenk inciri gibi yöresel peyzaj oluşturan bitkilerin ve yörenin geleneksel karakterini oluşturan narenciye (Bodrum Mandalinası) bahçeleri ile zeytin, keçiboynuzu, defne ve ağaçların korunması esastır. ‘’ maddesi ya da  ‘’Planda önerilen yollara isabet eden ağaçlar kesilmeyecektir. Yol bütünü içinde korunmaya değer ağaçların (palamut, pinar, çam, defne, karaselvi, zeytin, okaliptüs..vb) rölövesi alınarak yol geçişi buna göre düzenlenecektir.’ ’  maddesi realitede karşılığını bulmuş muydu acaba?

 

Mesela yüzlerce  mandalina ağacının olduğu bir bahçede onlarca beton blok uğruna insafsızca bir tek  mandalina ağacı bırakmama gerçeğini, hasat şenliklerinde söylenen kimi iyi niyetli kimi politik cümleler değiştirebilir mi?

 

Ağaç kıyımları çoğunluk inşaat alanı açma sebebi ile gerçekleşiyorsaplan notundaki ‘’korunması esastır’’  hükmü uygulanmıyor demektir.

Bu da gösteriyor ki, tüm ülkede varolan ‘’Her şey için kanuni düzenleme var ancak uygulama ve denetim yok’’ kronik rahatsızlığı Bodrum’da da mevcut.

 

Amaç ister inşaat ister maden açma olsun, bir yandan yerel yönetimin denetlemeleri yapmaması diğer yandan merkezi yönetimin rantiyelere sağladığı destekler nedeni ile doğa bir yandan un ufak edilirken, ağaçlar da, insanlar için söylenegelen ‘’coğrafya kaderdir’’ sözünün kendileri için de geçerli olduğunu acıyla öğreniyorlar.

 

‘’Muğlanın Bodrum ilçesine bağlı 4 köyde faaliyette bulunan taş ocakları için yaklaşık 1 milyon metrekare zeytinlik alanın kamulaştırılarak zeytin tarlalarının elinden alınmak istenmesine tepki gösteren köylüler tarlada eylem ve basın açıklaması yaptı. ‘’ (Sözcü-19 Aralık 2022)

 

Kadıkalesi yolunun sağında ve yol boyunca uzun bir şerit halinde bulunan yöreye ait bu ağaçların büyük bir kısmı, yolun alt kotunda bir inşaat alanının faaliyete geçmesinden sonra bir anda kesilip yerlerine palmiyeler dikilmiş. (Gümüşlük - Kadıkalesi yolu)

 

AĞAÇLAR GELECEKLERİNİ TEDİRGİNİLİK İÇERİSİNDE BEKLİYORLAR

Şu anda Bodrum’un mevcut yoğun ağaç popülasyonun olduğu bölgeler, Kuzey ve Doğusundaki ormanlık alanlar (yüzölçümünün %61’i olduğu varsayılıyor), Yalıçiftlik’te hem orman hem zeytinlik alanlar, Bitez, Ortakent, Dereköy, mahallelerindeki kısmen zeytinlik, çoğunlukla yöresel korunması gereken ağaç türleri ve turunçgil bahçelerinin olduğu tarımsal alanları da kapsayan özel bölgelerden ibaret.

 

Bodrum’da yüzlerce yılı devirip bugüne gelebilen bu ağaçlar geleceklerini tedirginlik içerisinde bekliyorlar. Çünkü, ömürleri ortalama 70-80 yıl olan, ama kendisini her şeyin sonsuz sahibi  gibi gören insan, günden güne daha pervasız ve kibirli davranış içerisine girmekte ısrarlı. Her zaman insanın yanında kendini güvende hisseden ağaçlar artık kendilerini bencil insana karşı savunmak zorundalar. Bu mücadeleyi de aynı Şamanlar gibi kendini doğanın bir parçası, doğayı da kendisi gibi gören insanlarla omuz omuza gerçekleştirebilirler.

 

Bugüne kadar gelinen sürecin aynen devam etmesi, bu coğrafyanın yarını için intihar demektir. Zaten Bodrum, küresel ısınmadan en çok payını alıp günden güne kuraklaşıyor, susuzlaşıyor. Her geçen yıl yaz aylarının(mayıs-ekim) süresi uzuyor. Öyle bir yaz mevsimi ki, klimalar altında evlere hapsolduğumuz, gölgede dahi nefes alamadığımız, biran önce sonbaharın gelmesini beklediğimiz  marazlı bir mevsim her yıl yaşadığımız. Oysa, ağaç iklimleri dengeler buharlaşma sayesinde soğumaya katkı sağlar, zeminin ısınmasını önler. Beton doku ise tam aksine, ısı ve ışığı absorbe edemediğinden yansıtarak ortam sıcaklığını arttırır.  Bu kadar vahim gerçekler ortada dururken, varolanlar korunmuyor, yöreye uygun ağaçlar Halikarnas Balıkçısı hırsıyla dikilmiyorsa  evet bir bölgenin intiharı söz konusu demektir.

 

Bugüne gelebilen mandalina bahçeleri ve bu toprakların kadim ağaçları çevreye ve insana nefes aldırmaya devam ediyor. (Bitez)

 

Çölleşen ve tropikleşen Bodrum’da bugün yaşayanların, mesela 30 sene sonra yaşanabilir bir memleket arayışına girme olasılığı her geçen gün artıyor.

Tüm yaşanan realite bir tarafa, emeğinin hatırına Halikarnas Balıkçısı’nın kemikleri daha fazla sızlamasın, bu coğrafya, ağaçların kaderi olmasın diye yeşili çoğaltıp yarını kurtarmanın zamanı geldi de geçiyor.

Bu yazı 24639 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum