içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Pembe dizi gibi…

 

Johnny Depp’in davacısı olduğu iftira ve karalama dayanaklı tazminat davasının, duruşmalarını başladığı günden beri, dünyanın diğer kalanı gibi takip ettim. Bu şekilde ilk defa, jürili bir ABD mahkemesinin, her aşamasını da usulen deneyimleme olanağı bulmuş oldum. O.J. Simpson davasından bu yana daha da popüler bir dava süreci olmamıştı. Teknolojik ilerlemenin de yardımı ile canlı yayınlarla, tüm dünya takip edebildi. Karar duruşmasında, bir ara izlenme sayısını 18 milyon olarak gördüm. Bu sanırım bir rekordur. Bu anlamda, pazarlama biliminde rakipsiz, ABD’nin popüler kültüre de, hizmet edecek şekilde, bir eyalette mahkemenin seçilmesi oldukça anlamlı.  Bir tazminat davasını, günlük rutin hayat içerisinde insanların bekledikleri bir olay olarak sunmak, ancak ABD’nin yaratabileceği bir durumdu.

 

Duruşmaların akışında ilk gözlemlenen, Avukat meslektaşların en önemli işinin jürinin görmesi veya görmemesi gereken delil ve durumları saklamak veya göz önüne çıkarmak için verdikleri uğraş olduğuna, tanıklık ettik. Adeta, jüri taraf avukatlarınca yönlendirilmek zorundaydı. Çünkü, hukuk eğitimi almamış kişilerden oluşan ve belki de hukuk ile trafik cezası itirazı, kredi kartı itirazı dışında, işi olmamış birisinin, başka birisi hakkında milyon dolarlık tazminatlar hakkında karar vermesi, oldukça sıkıntılı. Jüri sistemini kullanan ülkeler, bu sistemi demokrasiye katılım adına toplumun her tabakasını yargıya dahil etmek amaçlı uyguluyorlarsa da, sonuç hukuk eğitimi olmayan jüriden delil kaçırmaya varıyor. Bu noktada, kusur tespitinin yanında tazminatın hesaplanması bakımından da zarar hesabı yapmakla hiç işi olmamış jüri üyesinin, milyon dolarlık tazminat hesaplamasına katkıda bulunmasını beklemek, bir Amerikan rüyası gibi.  

 

Davanın, canlı olarak duruşmaların yayınına izin veren tek eyalette açılması ile devamında gelen olağanüstü propaganda ile bu davanın sonuçları itibariyle sıradan bir yol izlemeyeceği de ilk baştan anlaşılıyordu ki, öyle de oldu. Bizim gibi üçüncü dünya ülkelerinin hiç görmediği, bir kısım medeni ülkelerin son 20-30 yıllık kısa bir süreçte uyguladığı, kadınlara pozitif ayrımcılık kapısının da uzunca bir süre açılmayacak şekilde kapandığını anlamış olduk. Dünyanın tüketim alışkanlıklarından, inanç sistemlerine dek müdahale eden ve her kesim tarafından farklı adlandırılan bir elin, artık buna gerek yok, yeterli diyerek kadınlara pozitif ayrımcılığı, süresiz bir şekilde, dolaba kilitlediğini gördük. Bunu en çok, davalı- karşılık dava açan, Amber Heard’e olan kin ve nefret köpürtmesinden anlayabiliyoruz. Bu köpürtmenin doğal olmadığını, sanki dünyada ilk yalan söyleyen, iftira atan kişiymiş gibi ortaçağ standartlarında, kendisine cadı muamelesi yapılmasından çıkarabiliyoruz. Tüm sosyal medyanın, fanatik bir şekilde erilin mağdur olduğunu öne çıkarmaya çalışma çabası, durumu özetliyor.

 

Kısa bir süre içerisinde, Kanada gibi mağdur kadının beyanını esas alan ülkelerin de, yön değiştirdiğini ve pozitif ayrımcılığın dallarının kırılmaya başlayacağını görebiliriz.

Aslında bu durum, dünyadaki genel bir muhafazakarlaşmanın bir tezahürü gibi. Farklı adlarla anılan o gizemli elin, artık dünyada muhafazakarlaşmanın gerekli olduğuna karar vererek, dünyayı dengeye getirmeye çalıştığı ve buna da pozitif ayrımcılığın kaldırılması ile başladığı da söylenebilir.

 

 

 

Bu yazı 1456 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum