içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

NEFES GİBİ...

NEFES GİBİ…

Denizin kirlendiğini, suyun kaldırma kuvveti sayesinde gözümüzle görebiliriz. Oysa içinde deniz daha ne sürprizler saklar. Suyun kaldırma kuvveti sayesinde deniz kirliliğine dair bir fikrimiz olabilir, ya da denizin içindeki bazı bitkileri görürüz. Deniz o engin büyüklüğü ve derinliği ile sayısız canlı ve farklı maddeleri içinde barındırırken, görünmeyen kısmının aslında ne büyük bir dünya olduğunu ve denizin kapsayıcılığını anlamlandırırız. Hukuk da deniz gibidir. Yüzeyde görüp duyumsadığımız kısmı, aslen sadece yüzeyde görünenlerden ibarettir. Hak, hukuk ve demokrasi kavramları toplumumuzda ağızdan ağıza anlamını yitirmişçesine kullanılırken aslında halen, tam olarak ne işe yaradığı anlaşılmamış olan kavramlar sınıfındalar. Suyun kaldırma kuvveti rolüyle, acil durumda kolu çekip çıkmak gerektiğinde kendisine inanmamış olanları dahi kapsarlar.

Hukuk sistemine ihtiyacı olmadan yaşadığını düşünen, her fani bir gün o kutsal ihtiyaçla tanışır ve gerekliliğini nefes gibi kabullenir. Bu evrenin kanunlarından biridir ve hukuk alanında da aynı akışla tezahür eder. Yani nasıl başına gelmemiş olaylar ve şartlar hakkında, çemberin dışından yargılamış ve eleştirmiş olan kişilerin, gün gelip illaki yargılayıp yadırgadıklarını bizzat yaşayacakları evrensel bir kanun ise, hukuka ihtiyacı olmadığını düşünen kişinin de bir gün mutlaka hukuka ihtiyaç duyacağı evrensel bir yaşanıştır. Meslek hayatımda, en çok şu döngüyü yaşadım diyebilirim ki, yeni tanıştığım bir kişi eğer ki mesleğimi öğrendiğinde; bugüne dek hiç avukata ihtiyacı olmadığını, hayatında dava ile yüz yüze gelmediğini, hele ki mahkeme kapısı olarak  kötücül bir sıfatla yaftaladığı adliyeye hiç gitmemiş olduğunu övünçle ifade ediyorsa, bilirim ki; kısa bir süre içerisinde bu kişinin hukuka ihtiyacı olacaktır. Bu akış birkaç kez değil şaşmaz bir istatistikle kesin bir olgu olarak yaşanmıştır. Aslında kişi, toplumla aynı gökyüzü altında yaşıyorsa, hukuka ihtiyacı olduğuna dair bir ön kabulle yaşamalıdır. Aksi halde evrensel kanun devreye girer. Asla benim başıma gelmezler ile yaşayan kişi, birden fazla hukuki meselenin, altın tepside kendisine sunulması sürprizi ile karşılaşır. İşte o aydınlatıcı vakitte görür ki, damdan düşenlerin halinden, tüm damdan düşenlerle ilgilenen, hukuk anlar. İftiraya uğramamış olan masumiyet karinesini önemsemez ama masumiyet karinesinin değerini iftiraya maruz kalırsa bilir.

Hukuk tek taraflı çalışan bir mekanizma değildir, kim kendisine ihtiyaç duyarsa ona akar, tek taraflı işleyen bir mekanizma haline geldiğinde ise benliğini kaybeder, ihtiyaç duyulduğunda kendisini işlevsiz hale getirenin de artık, işine yaramaz hale gelir. Bir nevi, doğada beğenip koparıp eve getirdiğimiz çiçeğin solup güzelliğini kaybetmesi gibidir, bu döngü. Hukuku tek taraflı işleten, işlevini yitirmiş duruma getirenin, mağduriyeti olur. Devran dönüp hukuka ihtiyacı olduğu vakit asıl mağduriyeti hukuku işlevsizleştiren, kendi acı ilacını tadarak yaşar. Elindeki güçten beslenen ve hukuka ihtiyacı olmadığını düşünen, gücün kalıcı olmadığını anladığında, illa ki hukuka sığınma ihtiyacını yaşayacak ve eğer ki hukuku işlevsiz hale getirmiş ise, en çok şikayeti de, mızmız bir çocuk gibi kendisi edecektir.

Bu yazı 602 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI