içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

FATMAGÜL’ÜN SUÇU NEYSE, KANUNLARIN SUÇU O..!

FATMAGÜL’ÜN SUÇU NEYSE, KANUNLARIN SUÇU O..!

Günlerdir güzel ülkemizin, güzel insanlarının değişmeyen gündemi, yine gündemde. ‘Kadın cinayeti’ olarak adlandırılmasından dahi rahatsız olunan bir ortamda sanki başka türlü isimlendirildiğinde, cinayetin, cinayet olmaktan çıkacağı mı düşünülerek bilemiyoruz, aynı hafta içinde bilinen 2 kadın cinayeti işlendi. Bu sadece bildiklerimiz...Cinayetin hukuk önünde, elbette ki cinsiyeti olmamalı ama cinsiyet eşitsizliğinden kaynaklı olarak, bir cinsin diğer bir cinse fazla sayıda ve orantısız şiddet yönelimli başlayıp, öldürmeyle sonuçlandığı haliyle; cinayeti cinsiyetiyle anmak kaçınılmaz oluyor.  Bu noktada, yüce devletimiz resmi raporlarda, cinsiyet eşitsizliği teriminin de kullanılmamasını tercih ediyor. Cinsiyet adaleti olarak adlandırmaktan yana.  Dedim gibi ismi değişirse, niteliğinin de algısal olarak farklılaşacağı umuluyor.

 

 

VAHŞETİ NORMALLEŞTİRME ÇABASININ YATTIĞINI DÜŞÜNÜYORUM

Kadın cinayeti olduğunu kabullenmemenin temelinde ; ‘ama’, ‘fakat’, ‘o da’ kelimelerle, vahşeti normalleştirme çabasının yattığını düşünüyorum. Bu bahane yaratma alışkanlığından vazgeçilmedikçe kadın cinayeti tanımının varlığını sürdüreceği de, bir varsayım değildir.

Ülkemizde, özellikle STK’ların yoğun çalışmaları ile İstanbul Sözleşmesini imzalanarak uluslararası camiada onaylanan bu düzenleme iç hukuk sistemine alındı. 6284 Sayılı Kanun ile İstanbul Sözleşmesinin uygulanmasına başlandı. Kanun metni, içerik olarak eleştirilebilir olmakla birlikte uygulanabilir olması halinde, aslen bireyleri korumaya ve failleri cezalandırmaya yeterli bir düzenlemedir. Bu noktada kanunun suçlu ilan edilip, hukukun var olmadığını ileri sürmek, kanun düzenlemelerine  fazlaca bir yüklenme olur. Bu noktada suçu yetersiz kanun ve mevzuat düzenlemelerinde değil, uygulayıcılarda aramak gerekir. Fatmagül’ü Suçu Ne? deki başkahramanın masumiyeti gibi, kanunlar da masumdur.  Etkin uygulayıcılarla, etkin koruma ve cezalandırma araçlarını barındıran mevzuatı suçlayıp, yetersiz kanunlar nedeniyle cinsiyet cinayeti işlendiğine inanmak, cambaza bak numarası ile gerçek sorunları görmezden gelmekten başka bir şey değil.

 

 

ÜLKEMİZDE BİR TEK DİŞİ YOKTURKİ ERİL ŞİDDETTEN NASİBİNİ ALMAMIŞ OLSUN

Ülkemizde bir tek dişi yoktur ki, eril şiddetten nasibini almamış olsun. Ailesinde ve yakın çevresinde yüzleşmemiş ise bile, sokakta yabancı bir erilden  en basitinden sözlü taciz nitelikli şiddet görmemiş olsun. Tam da bu nedenle; İstanbul Sözleşmesi dayanaklı bu hukuksal düzenleme çok ihtiyaç duyulan bir düzenlemeydi. Ancak, yıllar içerisinde günümüzde öyle bir uygulanamama sorunsalı oluştu ki; artık bu  hukuksal düzenlemenin yetersiz olduğu tartışılıyor. Ancak gerek Türk Ceza Kanunu, gerekse de İstanbul Sözleşmesi temelli 6284 sayılı Kanun’unun, tam olarak içeriği ve ruhuyla uygulanamadığı, bizler yani uygulayıcılar tarafından bilinmekte ve ifade edilmektedir. Çünkü kolluk kuvvetine mağdurun şikayetini yaptıktan ve hemen sonra kendisine şiddet uygulayan ile aynı eve gitmek zorunda kalması sonrası, cinayete kurban gitmesini hayret verici bulmamak gerekir. Diğer yandan, şiddet gören kişiye Türk Ceza Kanunu’nda öngörülen en yüksek indirim nedenlerinin başkaca bir suça uygulanmaz iken, cinsiyet suçlarında uygulana gelmesi ile cezanın caydırıcılık amacına ulaşılamayacağı da açıktır. Böylece yaşanan vahşetlerden örneklendirerek; maalesef artık kadınlar başına bir şiddet olayı geldiğinde failin adaletli olarak cezalandırılacağına veya devletin, toplumsal destekli hukuk gücüyle şiddetin engelleneceğine inanıp, güvenmiyor. Oysaki, hukukun etkin uygulanmasıyla, şiddet uygulayanın, sonucunda çok sıkıntı yaşayacağının ve ciddi bir cezalandırma  ile karşılaşacağının bilinmesi, hukukun var olduğunun delilidir. Toplumun hukuka güvenmediği durumlarda ise; toplumda adaletsizlik duygusu ile bireylerin kendi adaletini sağlamaya yönelik eylemler ortaya çıkar. Hâlbuki devletin görevi öncelikli olarak hukuka dayanan uygulamalarla bireyleri korumak, korumanın yeterli olmaması halinde ise, oluşan suçu etkin kovuşturmaktır. Kanunların, adaletin terazisi ile tüm kapsamda etkin uygulandığı bir ülkede  yaşayacağımız günlerin umuduyla ….

 

 

Bu yazı 326 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI